Pazartesi, Mayıs 28

Ali Kırca: Babam Menderes'i


'Babam Menderes'i taparcasına severdi'

27 Mayıs 1960'da beşinci sınıf öğrencisi olan Ali Kırca, Menderes'in acıklı Yassıada fotoğraflarını kesip, saklıyor, dosyalıyordu. 20 yaşına geldiğinde ise Ordu mensubu genç bir subay olarak gece yarısı gizlice bir spor salonunda bir bildiri kaleme alacak, oda hapsinde tutulacak, 1971 muhtırası döneminde de idamla yargılanacaktı..

- Muhtemelen çocuktunuz ama 27 Mayıs 1960'la ilgili anılarınızı anlatır mısınız?
- Aslında benim 27 Mayıs'a ilişkin anılarım, 28 Nisan'dan başlar. Benim babam Menderes'i taparcasına severdi. Menderes'e toz kondurmazdı. Öyle yaşadı, öyle de öldü. Fakat ağabeyim de İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci. Ve 28 Nisan Olayları'na katılmıştı. Menderes, 28 Nisan olayları üzerine üniversiteleri tatil etti ve taşrada yaşayan öğrencileri memleketlerine gönderdi. Üniversiteler ve İstanbul boşaltıldı.

- Ve Menderes'e karşı düzenlenmiş gösterilere katılan ağabey eve geldi...
- Ve ben, bizim evde babamın sesinin, ki çok munis, çok hoşgörülü bir insandır, yükseldiğini hiç görmemiştim, ilk defa bu kadar öfkeli olduğunu gördüm. Evde çok sert tartışmaların yaşandığını hatırlıyorum. Taparcasına sevdiği Menderes'e karşı kendi oğlunun bu gösterilere katılmış olması onu çok üzdü.

- Kızgınlık mı, üzüntü müydü?
- Kızgınlıktan önce üzüntüydü. Böylece ben ilk defa baba-oğul ya da işte kardeş kavgası denir ya, bunun içerisine siyasetin girebileceğini o gün, çocuk gözlerimle gördüm.

- Hep kırgın mı kaldılar?
- Hayır, sonra geçti bunlar. Ama o günlerde çok sert yaşandı.

- Siz o sırada kaçıncı sınıftaydınız?
- İlkokulu bitirmek üzereydim. Okul bitirme sınavları vardı, onlara giriyordum. Ağabeyim de tıp fakültesinde okuyordu.

- O bir ay başka neler yaşandı?
- Tanık olduğum değişimler oldu; insanların ve toplulukların bir anda nereden nereye gelebileceğini gösteren değişimler. Akşehir'de yaşıyorduk, evimiz İstasyon Caddesi'nin üzerindeydi. İstasyon Caddesi dediğimiz, Akşehir'in ana bulvarı. Ama bulvar bir ilçe, küçük bir şehrin bulvarı. Biz birinci katta oturuyoruz, önümüzden otobüsler geçtiği zaman elinizi uzatsanız otobüse dokunabilirsiniz. 27 Mayıs'tan kısa bir süre önce, belki birkaç ay, Adnan Menderes Akşehir'e gelmişti. Bölgeyi ziyaret ederken bizim evin önünden de geçti. Ben de penceremden Menderes'i karşılayan kalabalıkları izledim. Menderes coşkulu, çok sevgi dolu kalabalıkların arasından, önümden geçti gitti. Babam meydandaydı. 11-12 yaşlarında bir çocuk olarak bu kalabalık beni çok heyecanlandırmıştı.

- Sonra 27 Mayıs olunca?
- O sabah aynı caddeden bu kez Menderes'e karşı, 27 Mayıs yanlısı kalabalıklar akıp geçti. Bir süre önce Menderes'in halka seslendiği meydanda, bu kez 27 Mayıs için bir miting düzenlendi. Ben o zamanlar bizim ilkokulun ankormeniydim.

- Nasıl?
- Yani bayramlarda, seyranlarda kürsüye çıkıp şiir okuyan, nutuklar atması için seçilmiş çocuktum. 27 Mayıs için düzenlenen o mitingde, beni de bir şiir okumam için görevlendirdiler. Behçet Kemal Çağlar'ın 'Oy Atatürk oy, getir dudaklarını bir bir alnımıza koy' (Nöbetçi Millet) şiirini okumam için. Zaten okulda özel günlerde hep okuduğum bir şiirdi. Hazırlandım okumaya. Fakat kürsünün etrafı o kadar kalabalık ve herkes nutuk çekmeye o kadar meraklıydı ki, orada 12 yaşındaki bir çocuğun hazırlığını ve heyecanını kimse anlayamadı. Öğretmenlerim çabaladı filan, ama o kalabalık beni kürsüye çıkarmadı. Herkes çıkıp bir şeyler söylüyordu, bağırarak. Buna çok hüzünlendim, kürsünün altında ağladım ve ağlayarak eve döndüm. İçimde ukde olarak kalmıştır o.

- 27 Mayıs ile ilgili hatırladıklarınız arasında başka neler var?
- Akşehir küçük, İstanbul'a uzak bir yer. O günlerde, bir gün sonra gelirdi gazeteler şehre. 1963'lerde ilk defa akşam üzerleri gazeteler gelmeye, 'günlük gazete' diye satılmaya başlandı. Bu deyim, bugünkü kuşaklar için çok anlamsız gelebilir tabii. Benim ortaokuldan bir sınıf arkadaşım, ailesine yardım olsun diye "Günlük gazete geldi!!!" diye gazete satardı akşamları. Galiba benim gazetecilik mesleğine ilgi duyacağımın ilk işaretleri o günlerin de öncesine, 27 Mayıs günlerine rastlıyor.

- Darbe günlerinde de gazeteler bir gün sonra gelmeye devam etti mi?
- Öyle. Ben özellikle Hürriyet gazetesini gayet iyi hatırlıyorum, Yassıada'dan çıkarılmasına izin verilen resimleri gazetelere dağıtıyorlardı, Hürriyet de bunları büyük büyük basıyordu. Bir başbakanın oradaki görüntüsü önemliydi tabii. Mesela ilk defa Yassıada'daki berberde Menderes tıraş olurkenki resmini vermişlerdi gazetelere, Hürriyet tam sayfa bastı onu. Ya da belki çok büyük, benim hayalimde tam sayfa olarak kalmıştır.

- Neydi sizin verdiğiniz ilk gazetecilik işaretleri?
- Ben şöyle bir şey yaptım o dönem... Bütün o Menderes'le ilgili Yassıada resimlerinin hepsini, gazeteden kestim. Sakladım ve dosyaladım! 1980'lere kadar kaldı onlar. Sonrasında bir kazaya uğradı. Adnan Menderes'in fotoğraflarını kestiğim günlerde, bir de Cemal Gürsel fotoğrafı görmüştüm. Bana çok sevimli, tonton gelmişti. Bir tarafta Yassıada, diğer tarafta tonton Cemal Gürsel... Cemal Gürsel'in suluboya resmini yaptım bir dosya kâğıdına. Bir de yıllar geçti aradan, ben Harp Okulu'nda okurken bizi Yassıada'ya geziye götürdüler. Ben o Menderes'in saçını kesen berberi gidip elimle koymuş gibi buldum.

- Tam olarak neydi sizi etkileyen?
- Meraktı. Evimizde yaşanan çelişkiler, babamın Menderes'e olan hayranlığın ötesindeki bağlılığı beni etkiledi. Belki bunlar her ailede konuşuluyordu ama bizim ailede biraz fazla konuşuluyordu. İkili bir çelişki olarak da yaşanıyordu bu.

- Okulda neler yapıyordunuz?
- Okulda özel seanslar düzenleyerek Yassıada filmlerini seyretmiştik. Ya da belki hayalim, beni yanıltıyor olabilir, sinemaya götürülmüş de olabiliriz. Ama okul halinde bize Düşükler Yassıada'da filmini seyrettirdiklerini biliyorum.

- Televizyon yoktu ama radyo dinler miydiniz siz de babanızla birlikte?
- Yassıada duruşmaları... Kulaklarımızda Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol'un sesi ve çocuk zihnime kazınan cümleleri: 'Sanıklar getirildiler, bağlı olmayarak yerini aldılar, müdafiler hazır, açık olarak duruşmaya devam olundu...' Bu cümleleri 12-13 yaşımdan beri aynen hatırlıyorum. Her zaman kelime şaşmadan tekrarlayabilirim.

- 27 Mayıs anılarınızın noktalanışı nasıl oldu sizin için?
- Bir öğle üzeri yer sofrasında toplanmışken, yakın akrabalarımızdan birinin kapıyı açtığını ve "Menderes idam edildi," dediğini hatırlıyorum. Babam odadan çıktı. Çok üzülmüştü ağladı. Öyle noktalandı 27 Mayıs anıları.

* 27 Nisan 1960 - Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde "Bir kısım Basın ve Siyasi Partiler Hakkında" gerekli tahkikatı yapmak ve bunlarla ilgili tedbirlerin alınmasına öncülük etmek düşüncesi ile bir 'Tahkikat Komisyonu'nun kurulması, Demokrat Parti (DP) hükümetiyle muhalifler arasındaki gerginliği tırmandırdı.

* 28 Nisan 1960 - İstanbul Üniversitesi'nde Tahkikat Komisyonu'nu protesto eden öğrencilerle polis arasında çıkan çatışmada, Turan Emeksiz adlı öğrenci hayatını kaybetti. Aynı gün DP hükümeti Ankara ve İstanbul'da sıkıyönetim ilan etti.

* 5 Mayıs 1960 - Demokrat Partililer hükümete destek için eylem yaptı, Ankara Kızılay'da aynı yerdeki muhalif eylem ise tarihe 555K (beşinci ayın beşinde saat beşte Kızılay'da) olarak geçti.

* 16 Mayıs 1960 - Milli Eğitim Bakanlığı 19 Mayıs gösterilerini yasakladığını açıkladı. Sonraları Bülent Ecevit bir makalesinde, 19 Mayıs gösterilerinin yasaklanması kararının askerlerle DP hükümeti arasındaki ipleri koparan karar olduğunu yazacaktı. Aynı gün Akşam gazetesi, sıkıyönetim kararlarına uymadığı gerekçesiyle 20 gün süreyle kapatıldı.

* 22 Mayıs 1960 - Haberleşmeye sansür koyan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, beş kişinin bir araya gelerek dolaşmasını yasakladı.

* 27 Mayıs 1960 - Saat 03.52'de Albay Alparslan Türkeş'in radyodan yaptığı açıklamayla Türk Silahlı Kuvvetler'in yönetime el koyduğu ve yönetimi Milli Birlik Komitesi'nin üstlendiği belirtildi. Başkanlığını Cemal Gürsel'in üstlendiği komitenin ilk icraatı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ve hükümeti feshederek her türlü siyasi faaliyeti yasaklamak oldu.

* 28 Mayıs 1960 - Başbakan Adnan Menderes, Kütahya gezisi dönüşünde tutuklandı.

* 29 Mayıs 1960 - Gözaltına alınan İçişleri Bakanı Namık Gedik intihar etti, gözaltına alınan 150 kişi yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.

* 24 Eylül 1960 - Yüksek Adalet Divanı kuruldu. Celal Bayar intihara kalkıştı. Divan, 14 Ekim'de Yassıada'da çalışmalarına başladı. Divan'ın açtığı ilk dava Afgan Kralı'nın Celal Bayar'a hediye ettiği köpeğin hayvanat bahçesine satışına ilişkindi. Sanıklar hakkında, aralarında 6-7 Eylül olayları dahil 17 dava açıldı. Yargılanmalar eylül 1961'de sonuçlandı.

* Başbakan Adnan Menderes, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'un da aralarında olduğu 592 sanıktan 228'i hakkında idam cezası istendi.

* 16 ay Yassıada'da kalan Adnan Menderes aleyhine açılan altı davadan biri beraat ile sonuçlandı. Divan, 15 sanığın idamına karar verdi. Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun infazı 16 Eylül 1961'de, Adnan Menderes'inki ise 17 Eylül günü gerçekleştirildi. Sanıklardan Celal Bayar'ın idam kararı 'yaş haddi'nden dolayı iptal edilirken, diğer sanıkların kararı ise ömür boyu hapis cezasına çevrildi.

* Beşi general, sekizi albay, yedisi yarbay, 10'u binbaşı ve sekizi yüzbaşı olan Milli Birlik Komitesi, 25 Ekim 1961'e kadar görevini devam ettirdi. Komite içerisinde çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle tarihe '14'ler' olarak geçen muhalifler, yurtdışına elçilik görevine gönderildi.

Hiç yorum yok: