Cuma, Mayıs 18

Nazlı Ilıcak: AK Parti'den seçimlere


'Arzu ederlerse, AK Parti'den seçimlere katılabilirim'

Sivri dilli gazeteci ve siyasetçi Nazlı Ilıcak yeni çıkan kitabı Yalnız Adam Menderes'in duygu yüklü bir kitap olduğunu söylüyor. Yeni Demokrat Parti oluşumunu da olumlu bulan Ilıcak, yeni seçimlerde de AK Parti'ye destek vereceğini belirtiyor..

Kendimi aniden Nazlı Ilıcak'a giderken bulunca düşündüm de, bugüne kadar hiç kimsenin hakkında bu kadar çok aynı deyim etrafında birleşildiğine tanık olmamışım. Deyim şu: Kimin atına binerse onun türküsünü söylüyor. Nazlı Ilıcak olmasa, hakikaten ben bu deyimden haberdar olmayacaktım. Öte yandan küçücük elli, küçücük bedenli, iç dünyası ıssız, mücadeleci, hırslı bir kadın... Atmış, türküymüş bilemem ama DP'li dönemin hazin sonundan kalan yaralarını sarmaya çalışmış bir kez daha Yalnız Adam Menderes'i yazarken... Onun yorumları hep 'kollamak' üzerine aslında. Sadece biz onun neye şefkat gösterip, neye gösteremediğini anlamakta güçlük çekiyoruz.

- Acılara tanık olmuş DP'li olarak, Yalnız Adam Menderes kitabını yazdınız. Bu kitabın Menderes'le ilgili diğer tarihi dokümanlardan farkı ne sizce?
- Ben henüz o yaşanan acıların etkisinden kurtulamadım ve bu kitaba yüreğimi koydum diyebilirim. Kitabı çok hissederek yazdım. Birinci bölümünde Berrin Menderes'in eşine, Yassıada'ya gönderdiği hasret dolu mektuplar var. İkinci bölümünde ise, Menderes'in avukatı Burhan Apaydın'ın bir iddiasına yer veriyorum. Nedir o? Asılmadan önce, intihar etmediğini ve zehirlenmiş olabileceğini ileri sürüyorum. Çünkü Menderes'in o günkü halet-i ruhiyesi, davranışları intihar eğilimli olduğunu göstermediği gibi, daha sonra yapılan kan ve idrar tahlillerinde de, içtiği belirtilen ekuanil haplarının ana maddesi meprobamat maddesine rastlanmamıştı.

- Hapları dilinin altında saklayarak biriktirmedi ve de içmedi mi diyorsunuz?
- Ona bazı geceler iğne yapılıyordu. Kan tahlilinde sadece o iğnenin ana maddesi çıkıyor, hapların izine rastlanmadı. Kuşkular var. Hapları dilinin altında tutarak içmediyse, nerede sakladı? Böylesine sürekli aranan bir odada haplar bulunmadıysa, göz yumulma ihtimali devreye giriyor. Kitapta, Menderes'in komadan çıkmasını takiben son 24 saatini de anlatıyorum. Yattığı odadaki bütün konuşmalar kaydediliyordu. "Bir sigara doktor bey, lütfen," diye bir yalvarışı var ki, insanın içi paralanıyor. inleyişi var. Ona sigara dahi vermiyorlar. En acısı da prostat muayenesi tabii. Sonuç olarak kitabımda o hüsran, o dram sergileniyor.

- Babanız Yassıada'ya düşmeseydi ne üniversite ne de siyaset okuyacakmışsınız. Hatta Yassıada'dan kurtulduğu halde ölümüyle de, çalışma ve yazı hayatına başlamışsınız. O süreci anlatır mısınız?
- Yassıada hadisesi olmasaydı hakikaten siyaset okumayacaktım. Babamın ve arkadaşlarımın maruz kaldığı olaylar, beni, siyasete yönlendirdi. Daha sonra babamı kaybettiğimde, 1972 yılında, ilk defa ölümü bu kadar yakından tanımıştım. Depresyon geçirdim. Psikiyatrist çalışmam gerektiğini söyleyince, Tercüman gazetesinde işe başladım. Tabii, eşim Kemal Ilıcak bana bu imkânı verdi. Kendisini daima rahmetle yad ediyorum. Ama ben de önümde açılan kapıyı değerlendirdim; kendi ayaklarımın üzerinde durmasını başardım. Babamın, başına gelen olayların bende böylesine kalıcı tesirleri oldu.

- Şirin Tekeli gibi arkadaşlarınızdan etkilenip öğrenciliğiniz sırasında siz de solcu olmaya karar vermişsiniz ama, aileniz tarafından kestirme bir yolla halledilmiş sanırım... Anlatır mısınız?
- Lozan'da üniversitede okurken Şirin Tekeli ile aynı evde kalıyordum. O bana, hak, adalet ve eşitliğin sosyalizmde olduğunu, insanların Türkiye'de ezildiğini anlattı. Ben de ona hak verip solcu oldum. İstanbul'da annemle hasret giderirken bir akşam yatağımdan doğruldum ve ona "Sana bir şey itiraf edeceğim" dedim; aklı çıkıyordu. Uzakta okuduğum için herhalde başıma bir iş geldi, hamile filan kaldım zannetmiş olabilir. Ona, solcu olmaya karar verdiğimi söyledim. Daha sonraki günlerde babamdan bir çift pabuç istedim. Babam bana döndü "Yok, şimdi değil, önce Türkiye'de yaşayan bütün insanların ikinci çift pabucu olacak, ondan sonra," dedi. Bu konuşma sonrasında solculuktan vazgeçtim. Tabii bu benim dostlarıma espriyle anlattığım bir hikâye. Çünkü temelde, merkez sağda ve Demokrat Parti geçmişine sahip bir insanım.

- Bir kutbun parçası oluyor musunuz?
- Hayır, böylesine kutuplaşan bir ülkede kesinlikle kendim, bir kutbun parçası gibi görmüyorum. Geçmişimden itibaren, ne laik cumhuriyete bir karşıtlığım vardır, ne Kürtçüyüm, ne de Atatürk düşmanıyım. Benim çizgim, herkes tarafından kolayca kabul edilebilir bir çizgi alsında. Sadece, haksızlığa uğradığını düşündüğüm insanlarla kendimi özdeşleştirdiğim için, zaman zaman bir kutupta yer alıyor gibi durabilirim. Uzlaşma istediğim ve çözüm aradığım için de bana söven insanlara karşı bile kepenkleri indirmiyorum.

- Sizin fikir değiştirme yönteminiz ve süreciniz son derece merak konusu...
- Benim fikirlerim değil de, şahıslar hakkındaki kanaatlerim değişti.

- Bir dönem DYP'liydiniz...
- Çünkü Demokrat Parti'nin devamı olarak kurulmuştu. Adalet Partisi de büyük haksızlığa maruz kalmıştı. 12 Eylül sonrasında Demirel'in yasakları kalksın diye ciddi bir mücadele verdim. Demirel'i 'Bir bilen' diye kamuoyuna sunan da bendim. Ama Demirel, daha sonra 28 Şubat'a karşı tavır almadı. Belki onun da kendisine göre haklı gerekçeleri vardı.

- DYP'den kopuş sürecinizde ne oldu?
- Tansu Çiller benim yakınım, arkadaşım, ama onun başbakan olmasını desteklemedim. Yanlıştı bana göre.

- Sebep?
- Merkez sağın lideri olacak kişide şöyle bir vasıf olması gerektiğini düşünüyorum: Birazcık daha Anadolulu olacaksın, biraz yer sofrasında oturacaksın. Böyle hani Boğaziçi'nde yalısı olan, bizim gibi bir hayat tarzına sahip bulunan biri, tabanın arayışlarına belirli süre sonra cevap veremez. Sizi çok sevebilirler ama, sonucu olmaz. Tutmaz yani. Hele bir de siyasi tecrübeniz yoksa... Ama yanlış da anlaşılmasın Tansu bir değerdir. Çok tecrübesizdi; politikada harcandı gitti. Demirel'i de bu yüzden eleştiriyorum. Partisinde alternatif kişiler yetiştirmedi. AK Parti'ye bakınız; çok sayıda alternatif var. Doğru Yol'da Hüsamettin Cindoruk bir alternatifti ama, onu da, Genel Başkan olmasın diye Demirel caydırdı.

- DP gelişmesi sizi heyecanlandırmıyor mu?
- Ben Mehmet Ağar'ı beğeniyorum. Ama, AK Parti taraftarıyım. Arzu ederlerse, AK Parti'den seçimlere katılabilirim.

- Bir beş sene sonra kanaatiniz değişecek mi?
- AKP'nin laik cumhuriyet değerlerine ters düşen çizgide bir icraatını görürsem tabii ki değişirim. Ama başörtülü bir kadının parlamentoya girmesi laik cumhuriyeti tersyüz eder diye düşünmüyorum.

- Sizi 'tepki oyu veren vatandaş'a benzetiyorum, parti içinde ya siz de takiyye kurbanı olursanız?
- Ben, AKP teşkilatında çalışan ya da yönetici konumunda olan insanları yakından tanıyorum. Teşkilatta görev yapan başörtülü kadınlar aslında önemli bir değişim sürecinden geçiyorlar. Sosyalleşiyorlar, özgürleşiyorlar. Ortada takiyye filan yok. Dışarıdan bakarken belki ben de sizin gibi sorgulamışımdır. Ama mesele onları tanımakta.


- Siz darbe sözcüğünün d'sinden bile ürperdiğiniz halde, neden Merve Kavakçı'nın Meclis'te başörtülü yemin etmesine arka çıktınız?
- O kurgulanmış bir olay değildi. Merve dışardan beni cep telefonumdan arayıp "Nazlı Abla salona gireceğim, tek başıma çekiniyorum, yanıma gel," diye yardım istedi. Ne yapacaktım? "Sen başının çaresine bak," mı diyecektim? Kaldı ki Merve, seçilmiş ve Yüksek Seçim Kurulu'ndan mazbatasını almış bir milletvekiliydi.

- Sizin Fazilet Partisi gibi bir partide ne işiniz olabilir o sıra?
- 28 Şubat süreci Refah Partisi'ni hedef almıştı. Ben o sırada Akşam gazetesinde yazı yazıyordum. Refah Partisi'ni desteklediğimi söyledim. Bu partinin görüşlerini benimsediğim için değil, demokratik bir tavır olarak. Refah kapatılıp da Fazilet kuruldu. Yapılan anketlerde benim ismim ön plana çıkmış. Teklif ettiler; seçimlere girdim, milletvekili seçildim.

- Pardon ama sizin gibi bir 'kadın' 'İslami bir programı olan ve de kadınların özgürleşmesine, kamusal alanda çağdaş koşullar içinde yer almasına karşı çıkan, kadınları eve, ev kadınlığına hapseden bir ideolojinin temsilcisi' partiye neden yakınlık duysun?
- Ben başörtüsünün laik cumhuriyete karşı sembolik bir değer olduğunu düşünmüyorum. Muhafazakâr aileler, kızlarını üniversiteye yolluyor, okutmak istiyor veya çalışmalarına karşı çıkmıyor. Önemli olan bu, başörtüsü değil. Atatürk, Konya'da Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin bir toplantısında, neyi istediğini şu şekilde açıklamıştı: "Kadınlar, dini inançları gereği başını örtsünler ama, bu onların erkeklerle omuz omuza çalışmalarını engellemesin." Atatürk bugün yaşasa, başörtülü kadınların laik cumhuriyet adına eve kapatılmalarına karşı çıkardı. Kendi ayakları üzerinde duran başörtülü bir feministi, başı açık ama, üç beş kuruş için kendisini kocasına mahkûm hisseden bir başka kadına tercih ederdi.

- Bir feminist neden kendi rızasıyla başörtüsü taksın ki?
- Neden takmasın ki. Herkes, kendi hayatından sorumlu değil mi? O başörtüsünü ikinci sınıf bir durum gibi görmüyor; inancını yaşadığını düşünüyor.

Hiç yorum yok: