Pazartesi, Aralık 24

Fahriye Evcen: Oya Aydoğan


Oya Aydoğan keşfi

4 Ocak'ta gösterime girecek olan Cennet filminin 'Kız'ı, bu akşam KANAL D'de yayınlanacak "Yaprak Dökümü" dizisinin Necla'sı Fahriye Evcen, kendisini keşfedenin Oya Oydoğan olduğunu ve ona çok şey borçlu olduğunu söyledi.
"Yaprak Dökümü" dizisiyle üne kavuşan Fahriye Evcen, ilk sinema filmi "Cennet"te, akıl hastası bir genç kızı canlandırıyor. Türkiye'de çok denenmemiş bir sinema filminde yer almanın heyecanını yaşadığını söyleyen Evcen, "Bu film diğer sinema filmlerinden çok farklı. Filmi izleyen herkes çok etkilenecek" diyor.

Yaprak Dökümü dizisiyle üne kavuşan Fahriye Evcen, ilk sinema filmi "Cennet"te, akıl hastası bir genç kızı canlandırıyor. Türkiye’de çok denenmemiş bir sinema filminde yer almanın heyecanını yaşadığını söyleyen Evcen, "Bu film diğer sinema filmlerinden çok farklı. Filmi izleyen herkes çok etkilenecek" diyor.

Yaprak Dökümü’nden fırsat bulduğunuz ilk fırsatta ilk sinemanızı çekmeye başladınız. Halbuki son iki yıldır Türkiye’desiniz...

- Yaz dönemine geldi öyle çektik. Yoksa ’Yaprak Dökümü’ zamanında olsaydı haftanın 4-5 günü süren çekimlerinden pek fırsatımız olmazdı. ’Cennet’ten önce 2-3 senaryo daha okudum ama kabul etmedim. Bu tamamen ’Cennet’in senaryosunun, kadrosu ve tekniğiyle alakalıydı. Çok iyi bir senaryo. Bütün olarak çok sevdim.

"Cennet’in Biray Dalkıran’ın ikinci filmi olması ve ilk filmi "Araf"ın olumlu eleştiriler almaması sizde bir çekince yaratı mı?

- Türkiye’de bir şeylerin ilki denendiği zaman onu ileriye nasıl taşırız yerine nasıl köstek oluruz düşüncesi var. Ben de internetten araştırdım ve bu yorumları okudum ama bu filmde de alışılmamış bir ambiyans var. Türk izleyicisi ağır dramlara ya da romantizme daha yakındır. Filmimizde çok büyük bir aşk hikayesi yok. Onun aksine filmdeki ’kız’ karakteri ile ’A’ karakteri arasında inanılmaz bir bağ var. Artık iş rutine dönmüş, belirli kalıpları kullanarak filmler çekiliyor. ’Cennet’in birçok ilki var, hem senaryo hem de görsel efekt açısından.

Senaryonun farklı olması kadar sizin karakter isimleriniz de değişik. Mesela sizin karakterinize ’Kız’ adı verilmiş. ’Kız’, nasıl biri?

- Akıl hastası çünkü. Garip bir yönleri olması gerekiyordu çünkü, bunu da isimden yakalamışlar. Filmin sonunda anlayacaklar, kızın adının ’Kız’ olmasının da bir nedeni var. Kız’ın kimseyle bağlantısı yok. Akıl hastanesinde bağı olan tek kişi ’A’ karakteri. 15-16 yaşlarında, şizofren ama hastalığın semptomları net olarak görülmüyor. ’Kız’ın mistik bir havası var. ’A’yla kafasının içindeki dünyayı yani Cennet’i paylaşıyorlar.

Sizin Türkiye’deki oyunculuk kariyeriniz birden bire ivme kazandı. Bu nasıl oldu,?

- Daha önce iki dizide çalıştım ama onlar kısa süreli işlerdi. Bunlardan önce Almanya’da tiyatro oyunculuğu yapıyordum. Ne profesyoneldim ne de amatör. Dört senelik bir konservatuvara gitmedim, okulluyum demek onlara haksızlık olur ama iki senelik bir oyunculuk eğitimi aldım.

Sizi kim keşfetti?

- Televizyona başlamama neden olan kişi Oya Aydoğan. Oyunculukla alakalı hiçbir şeyimden haberdar değildi. Tamamen tesadüf oldu. Olacağı varmış. Burada iki sene içisinde çok iyi ve sağlam ilerledi herşey. Dizi ve sinemada bir şey sadece olsun diye düşünmeden, beni bir adım öne taşıyan işleri tercih etmeye dikkat ettim. Seçiçi olmakta fayda var.

Neden oyunculuk okumaya devam etmediniz...

- Liseden sonra konservatuvara başlamak istedim ama İstanbul’da üç tane devlet konservatuvarı varsa, Almanya çapında üç tane vardır. Dolayısıyla şanslar çok daha azdı ve bu beni korkuttu. Kendimce tiyatroyu devam ettireceğim dedim. Çocukluğumdan beri farklı bir ilgi alanım daha var; sosyoloji, felsefe, psikoloji... Bu alanlarda okumadığım kitap kalmamıştır. Şu an Heinrich-Heine University’de de o bölümü okuyorum ama okulumu dondurdum. Orada bu işi televizyona taşımayı kafamdan silmiştim. Türkiye’ye tatil amaçlı geldikten sonra Oya
Aydoğan’la tanıştım ve "Ben seni çok sevdim televizyonda çalışmak ister misin" dedi. O sözlerin ardından buraya gelmeye karar verdim.

Türkiye’de alışamadığınız şeyler oldu mu?

- Buraya geldiğimde çok zorlandım. Burada insanların yüzde 80’inde olsun da nasıl olursa olsun duygusu var. Olduğu kadar kelimesini çok kullanılıyor. ’Buna alışmaya başladım’ asla diyemem. Çünkü aile yapımdan gelen bir disiplin var. Olduğu kadar olmuyor bende, olabileceği kadar, en fazlası oluyor.

Erkek gibi yetiştirildim

Nasıl bir insansınızdır normal hayatta?

- Şu an annemle birlikte yaşıyorum ama o her zaman benimle birlikte olamıyor. Hem Almanya’da hem de burada. Yalnız yaşadığım zamanlar da oluyor. Dört kız kardeşiz, erkek çocuk yoktur ailemizde. Babamın disiplini farklı bir disiplin. ’Gerektiği zaman çivi de çakacaksın, gerektiğinde leydi de olacaksın’ derdi. Almanya’dan İstanbul’a 19 yaşımda geldim. İlk başta yalnızdım, iki hafta içinde başımın çaresine bakmam gerektiğini gördüm.

Sizi kontolden çıkaran şey var mıdır, bir laf, bir hareket...

- Yanlış bir şey gördüm mü ona tahammül edemiyorum. Hemen ağzıma geleni söylüyorum. İnsanlar kırılıyor kimi zaman. Türk insanı ’Kırmayayım’ diyor. İyi niyetli ama yanlış. Bunları yapmamız gerekiyor çünkü sonrasında büyük sorunlar çıkabiliyor. Şimdi biraz daha yumuşattım ifademi.

Hiç yorum yok: