Perşembe, Ağustos 23

Levent Kırca: Pornocu dedim


Ahlaksız değil pornocu dedim.

Ali Poyrazoğlu'na "Ahlaksız pornocu" dediği ileri sürülen Levent Kırca, "ahlaksız" demediğini, ancak "pornocu" lafını kullanmakta sonuna kadar haklı olduğunu savundu.

Ali Poyrazoğlu, Levent Kırca'nın "pornocu" sözüne "Ben hiçbir zaman pornografik filmlerde oynamadım. İçinde cüretkar sevişme sahneleri olan komedi filmleriydi onlar. Hepsi de televizyonlarda yayınlandı" diye karşılık vermişti.

Devlet yardımı almamı engelledi
Bana gelip, "Ali Poyrazoğlu devlet yardımından size para verilmemesine neden olmuş. Ne diyorsunuz?" diye sordular. Ben de "Ayıp ediyor, birçok tiyatrocu arkadaşımızı da kırıyor. Mazisinde 30, 40 tane porno filmi olan bir sanatçıyla, porno filmlerinde olmamış bir sanatçıyı aynı kefede mi tutacağız?" dedim.

Hakaret içeren kelime kullanmam
Bir sanatçı, senin alacağın devlet yardımına engel oluyorsa, sen de onun için bunu söylersin. Evet, onun pornocu olduğunu, porno filmleri çektiğini söyledim. Ama "Ahlaksız pornocu" lafı hakarete girer ve ben mürekkep yalamış biri olarak kesinlikle onun için "ahlaksız" demedim.

Bunlara komedi filmi denemez
Ali "Araya parça koymuşlar" demiş. Bir tane iş yaparsınız, araya parça koyabilirler. 30 tane yapıyorsun, hâlâ mı araya parça koyulduğunun farkında değilsin? Yine Ali demiş ki; "Onlar porno değil, komedi filmi..." Nasıl komedi filmi? Resmen kıçı başı filmlerde gözüküyor.

İşte Kırca'dan müthiş açıklamalar...

- Bir soru üzerine Ali Poyrazoğlu'na "Ahlaksız pornocu" dediniz. Bu biraz sert bir yanıt olmadı mı?
Pornocu olduğunu, porno filmleri çektiğini söyledim, bu doğru. "Ahlaksız pornocu" dediğiniz zaman, hakaret etmiş olursunuz. Mürekkep yalamış biri olarak ben "ahlaksız" demedim. Bana gelip, "Ali Poyrazoğlu devlet yardımından size para verilmemesine neden olmuş. Ne diyorsunuz?" diye sordular. Ben de "Ayıp ediyor, birçok tiyatrocu arkadaşımızı da kırıyor. Mazisinde 30, 40 tane porno filmi olan bir sanatçıyla, porno filmlerinde olmamış bir sanatçıyı aynı kefede mi tutacağız?" dedim. Bir sanatçı, senin alacağın devlet yardımına engel oluyorsa, ben de onun için bunu söylerim. Ali "Araya parça koymuşlar" demiş. Bu komik değil mi? Mizahı kendi içinde. Bir tane iş yaparsınız, araya parça koyabilirler. 30 tane yapıyorsun, hâlâ mı araya parça koyulduğunun farkında değilsin? Niye bizim hayatımızda parça yok da burada var? Bu filmlerin bazıları benim elimde de var. Belki mahkemede lazım olur diye hemen temin ettim. Yine Ali demiş ki; "Onlar porno değil, komedi filmi..." Nasıl komedi filmi, resmen kıçı, başı filmlerde gözüküyor.

- Ya Cem Yılmaz polemiği...
Cem Yılmaz'la barıştık

- Cem Yılmaz'la barıştınız ama değil mi?
Beni aradı ve "Abi yanlış anladın, bu amaçla söylemedim" dedi. Adama bir şey sormuşlar, o da öyle bir cevap vermiş. Verdiği cevaptan da üzülmüş. O da dik olduğunu biliyor. Sonra sana "Pardon abi" diyor, sen de "Tamam aslanım" diyorsun, bitti gitti.

- Siz Cem Yılmaz'la bu polemiği gündemde kalmak için mi yarattınız? Çünkü "Böyle küçük oyunlar oynamayı yeni öğrendim" demişsiniz...
Yok öyle bir şey... Benim için ne fark eder? Sayın Bülent Ersoy evlendi, boşandı vs... Dönün bakın, bunların programına reyting olarak faydası var mı, yok! Ben programa çıkıyorum, benim o geceki performansım ve o programın ayağının yere sağlam basması reyting sağlar. Benim plağım satılıyorsa, insanın aklına "Gündem yaratıyor, reklam yapıyor" gelebilir. Benim satılacak neyim var ki?

Bana geldiler, "Abi, Cem Yılmaz senin için '60 yaşına geldi, bu işi bıraksın' diyor, ne diyorsunuz?" dediler. Ben de "Ayıp ediyor, haddini bilsin" dedim. Hepsi budur. Bundan sonrası tamamen türetmedir.

- Peki Levent Kırca neden her uzatılan mikrofona konuşuyor, cevap vermeme hakkını kullanmıyor?
Cevap vermediğiniz zaman da hep size giriyor! Ona cevap verme, buna cevap verme, herkes çıksın konuşsun, ne olacak? Bir tanesine ses çıkarmıyorsun, iki tanesine ses çıkarmıyorsun, üçüncüde "acaba" oluyorsun? Niye cevap vermeyeyim ayrıca. Utanılacak neyim var? İki yıl Büyükada'da yaşadım. "Bunalımda, kafayı yedi, hastalandı, ölmek üzere" gibi yazılar çıktı. Sessiz kalıp, evinde oturduğun zaman da bunlar çıkıyor. Ortalıkta dolaşıp, kendini savunmak bence daha iyi.

- Önce "Ünlüler Sirki"nde jüri üyeliği yaptınız, şimdi de "Güldür Bakalım" programında jürisiniz. Kulislerde şu konuşuluyor; Levent Kırca işsiz kaldı, jüri üyeliği yapıyor. Ne diyorsunuz?
Levent Kırca'nın ekonomik konumu, oturduğu evi, her şeyi ortada. Benim ekonomik bir sorunum yok. Yapıtlarım, eserlerim, tiyatrolarım, yaptırdığım ilkokul ortada. Bunu da kimse bilmez. Şimdi düzen, avutma düzeni. Bugün genele baktığınızda, yarışma programları gündemde. Neden? Vakit kazanmak, vakit öldürmek için. Ben bunu çok mu tasvip ediyorum; hayır. Hiçbir artısı yok, eksisi var. Bence bu tip programların yerine daha eğitici, insanları aydınlatıcı programlar olmalı. Ama bugün bu iş böyle çalışıyor. Bana da böyle bir iş gelmiş. Sen de oradan kazandığın parayla tiyatronu devam ettiriyorsun, yanında çalışan insanların maaşlarını ödüyorsun. Yani ben para kazanmak için bu işi yapıyorum. En azından kötü bir şey yapmıyorum. Ben Orhan Gencebay'a "Sen orada kötü bir şey yapıyorsun" diyebilir miyim; diyemem. Çünkü benim de onun gibi orada oluşumun amacı belli. Oradan bir para alıyorum ve o parayla hayatımı idame ettiriyorum. Ayrıca dinlendiğim dönemde büyük şirketlerden çok ciddi dizi teklifleri aldım. Hepsine de "Dinleniyorum" diye cevap verdim. Bu durumda Levent Kırca iş bulamıyor, ona iş gelmiyor gibi bir yaklaşımda bulunmak, doğru değil.

- "Güldür Bakalım" programında Peker Açıkalın ile yaptığınız espriler için "rezalet" eleştirisi yapıldı. Bu anlamda espri dozunun kaçtığını düşünüyor musunuz?
"Karı" sözüm yanlış anlaşıldıysa özür dilerim

- Kanal D'de yayınlanan "Dobra Dobra" programını terk etmenize gelirsek... O programın formatı belli; bile bile neden katıldınız?
Pakize Suda benim eski arkadaşım. Ünlüler Sirki'nde beraber jüri üyeliği yaptık. Pakize beni aradı, "Programa başlıyoruz, konuk olarak gel, reytinge bir katkın olsun" dedi. Ben de sağımı, solumu kurcalarlar, önüme bir şey çıkarırlar diye bu tür programlara çıkmadığını söyledim. Misafir olarak beni ağırlayacaklarını, böyle bir şeyin olmayacağını söyleyince kıramadım, gittim. Yani hatır için gittim. Fakat orada öyle bir pota sunuluyor ki insana, delirmemeniz imkansız. Bunlar kurumuş kakalara su dökerler, ısratırlar taze kaka olur. Tıpkı Kamer Genç'in başına gelenler gibi... Adam 10 yıl önce bir yerde çiçek sulamış, olmuş bitmiş, gitmiş artık ya! Bunu tekrar ısıtıp gündeme getirmenin kime ne faydası var? Orası bir arena. Ben çok saygın karşılamıyorum bu programı. Oradan kalkmam bir onurdur, örnek bir davranıştır.

- Müge Anlı'ya "karı" diye hitap etmeniz ne kadar örnek bir davranış Levent Bey?
Ben karı lafını, "ya ne tatlı karı" denir ya, o şekilde söyledim. Unutmayın, belediye başkanı "Sizi karı-koca ilan ediyorum" der. Buradaki karı, belediye reisinin söylediği kıvamda bir karıdır. Ben oradaki "karı"yı aşağılayıcı bir şey olarak söylemedim. Eğer öyle anlaşıldıysa özür dilerim. Ben kadınlara çok saygılıyımdır. Kadınların haklarının savunucusuyumdur. Defalarca bunu oynadık. Dolayısıyla kadınlara asla saygısızlık yapmam.

20 bölümden oluşan bir programın iki bölümünde belden aşağı espri yapıldı diye, bunu genele yaymak yanlış. 3 saatlik programa çıkıyorsunuz. 3 saatlik programdaki tek maharetiniz sizin orada alabileceğiniz puanlar, artılar, espriler... Orada size gelen kolpo dediğimiz espri altı toplara tekme vurursunuz. Üzerinize gelen kolpoyu değerlendirirsiniz. Ama ikinci programda belden aşağı espri yapmadım. Bundan sonra da yapmayacağım. Çünkü böyle anılmak istemiyorum. Bu arada şunu da belirtmek istiyorum; biri mikrofona cinsel organ demedikten sonra belden aşağı olmaz... Yere düşen mikrofon, bir alettir. Levent Kırca'ya böyle bir kolpo geliyor. O da Kadir Çöpdemir'e dönüp, "Kadir şu aletle bir ilgilen" diyor. Şimdi buna rezalet diyenlerin canı sağolsun... Günlük yaşamımızda küfür yok mu, çocuğumuz bunu duymuyor mu? Evde maç izlerken çocuğunun yanında, "S...tir lan, o gol kaçar mı?" diyeceksin, gece yarısı yapılan "Yere alet düştü" esprisine rezalet diyeceksin! Adam karısının koynunda çıkıp, iki sevgilisin koynuna girecek, bütün televizyon programları bunu anlatacak, kadınlar konken partilerinde belden aşağı fıkraları anlatacak ve sen öyle bir programda sütlü kurabiyeden bahsedeceksin, öyle mi? Buna da prensip olarak karşıyım.

- Peki biraz da özel hayatınıza gelelim. Birisini sevdiğinizi söyleyip, "Gelin yakalayın" dediniz... Ve sevgilinizin Aslı Çiftkurt olduğu gündeme geldi. Aslı Hanım'la birlikte misiniz?
Bütün gazeteciler bana sürekli "Oya Başar'la ne zaman barışacaksınız, evinize ne zaman döneceksiniz?" diye soruyordu. Ben de bu konularla anılmak istemediğim için "Ben başkasını seviyorum. Kim olduğunu söylemem, siz yakalayın" dedim. Bunu söyledikten sonra hakikaten Oya Başar'la ilgili sorular kesildi. Bu sefer kimle birlikte olduğumu araştırmaya başladılar ve birini bulup oraya koydular. Ama yanlıştı...

- "İlişkimiz yoktur" açıklaması çok geç geldi. Neden peki?
Burada üzülecek olan hep hanım kısmıdır. Öyle bir şeyde bir açıklama yapmak gerekirse eğer, en azından kadından izin alarak bu açıklamayı yapabilirsiniz. Bu haber çıktıktan sonra uzun süre sesimi çıkarmadım. Sonra aileye "Ben çıkıp 'Böyle bir şey yok' diye açıklama yapayım mı?" dedim. Bana doğru olmayacağını söylediler, sustum. O zaman da "Var ama saklıyor, hoşuna gittiği için konuşmuyor" gibi şeyler söylenmeye başlandı. Bunun üzerine bir hafta sonra çıkıp "Yok böyle bir şey" dedim. Üstümdeki bu vebali kaldırdım.

- Anlamadım şimdi. Aslı Hanım sevgiliniz mi, değil mi?
Hayır. Bir sevgilim var ama bu Aslı Hanım değil.

- Aslı Hanım sizin yanınızda oyunculuğa devam ediyor mu?
Çalışmalarımız devam ediyor. Hakkımızda olumsuz bir şey yazılmasın diye itina gösteriyoruz.

Hiç yorum yok: